PATRON DEĞİLDİ AMA İŞLETMENİN BEL KEMİĞİYDİ!

PATRON DEĞİLDİ AMA İŞLETMENİN BEL KEMİĞİYDİ!

Ticarette bazen gözümüzün önünde gerçekleşen olayların gerçek anlamını yıllar sonra anlarız. Genç yaşlarda yaşadığımız bir deneyim, ilerleyen yıllarda işletmelerin nasıl büyüdüğünü, neden küçüldüğünü ve bazen neden kapılarını kapatmak zorunda kaldığını anlamamıza yardımcı olur.

Benim için bu deneyim, lise eğitimimi tamamladıktan sonra üniversiteye başlamadan önce çalıştığım bir restoranda başladı.

Bir restoranda garson olarak işe girmiştim. İşletmenin merkezi başka şehir bulunduğum şehirde faaliyet gösteren beş şubesi vardı. Her şubede belirli bir düzen, çalışanlar ve işleyiş bulunuyordu. Ancak benim dikkatimi çeken en önemli kişi, çalıştığım şubelerin yöneticisiydi.

Öyle bir duruşu vardı ki çevredeki birçok iş insanı onu işletmenin sahibi zannediyordu. Gün boyunca şubeler arasında dolaşıyor, çalışanları takip ediyor, işlerin başında duruyor ve otoritesini hissettiriyordu. Personel sayısı da oldukça fazlaydı. İşletme, dışarıdan bakıldığında güçlü bir organizasyona ve sağlam bir yönetim anlayışına sahip görünüyordu.

Ben o dönemde gençtim. Ticaretin inceliklerini, işletme yönetiminin ne anlama geldiğini veya bir yöneticinin şirketin geleceğini ne ölçüde etkileyebileceğini henüz bilmiyordum. Sadece işimi yapıyor, çevremi gözlemliyor ve hayatın bana öğrettiklerini farkında olmadan biriktiriyordum.

İşletmenin gerçek sahibini ise çalıştığım süre boyunca yalnızca bir kez gördüm.

Bir süre sonra işten ayrıldım ve üniversite eğitimime başladım. Aradan zaman geçti. Bir gün, o yöneticinin işletmeden ayrıldığını duydum. Kendi isteğiyle mi ayrılmıştı, yoksa işletme yönetimi tarafından mı görevinden uzaklaştırılmıştı, bilmiyordum. Bunun nedenini hiçbir zaman öğrenemedim.

Ancak daha sonra duyduklarım ve zaman içerisinde ortaya çıkan gelişmeler dikkat çekiciydi. Personel sayısı azalmaya başladı. Ardından şubeler birer birer kapandı.

Elbette bir işletmenin küçülmesinin veya kapanmasının birçok nedeni olabilir. Ekonomik koşullar, maliyetler, yanlış yatırımlar, rekabet, finansman sorunları ve değişen müşteri alışkanlıkları bunlardan yalnızca birkaçıdır. Bu işletmenin yaşadığı gelişmelerin gerçek nedenlerini kesin olarak bildiğimi söyleyemem.

Fakat o yıllarda gördüğüm bir yönetici ile sonrasında yaşananlar, bana önemli bir gerçeği düşündürdü: Bir işletmenin gerçek gücü yalnızca tabelasında, sermayesinde, şube sayısında veya sahip olduğu fiziksel imkânlarda değildir. O işletmeyi her gün ayakta tutan yönetim anlayışı da en az bunlar kadar önemlidir.

İyi yönetici, yalnızca işleri takip eden kişi değildir

Bir işletmede yönetici olmak, sabah iş yerine gelip çalışanlara talimat vermekten, eksikleri kontrol etmekten veya gün boyunca şubeler arasında dolaşmaktan ibaret değildir.

İyi bir yönetici, işletmenin hedeflerini bilen, çalışanlarını tanıyan, kaynakları doğru kullanan ve karşılaşılan sorunları büyümeden çözebilen kişidir. Gerektiğinde karar alır, aldığı kararların sorumluluğunu üstlenir ve işletmenin geleceğini düşünerek hareket eder.

Bunun yanında çalışanların güvenini kazanır. İnsanları yalnızca görevlerini yerine getiren kişiler olarak görmez; onların yeteneklerini, beklentilerini ve işletmeye sağlayabilecekleri katkıları da dikkate alır.

Çünkü bir işletmede düzeni sağlayan şey sadece kurallar değildir. Adalet, güven, iletişim ve ortak bir amaç duygusu da bu düzenin temelini oluşturur.

Yönetici, çalışanların her adımını kontrol ettiği için değil, herkes ne yapacağını bildiği ve sorumluluğunu sahiplendiği için başarılı olmalıdır.

Patron olmak başka, yöneticilik yapmak başkadır

Özellikle küçük ve orta ölçekli işletmelerde sık karşılaşılan sorunlardan biri, işletme sahibinin her işi kendisinin yapmak istemesidir. İşletme büyüdükçe bu yaklaşım sürdürülemez hâle gelir.

Patron her müşteriye yetişemez, her çalışanı takip edemez, her siparişi kontrol edemez ve her sorunu aynı anda çözemaz. İşletme büyüyorsa yönetim anlayışının da büyümesi gerekir.

İşte bu noktada iyi yöneticiler devreye girer.

İşletme sahibi doğru kişilere sorumluluk verdiğinde, yetki ve görev sınırlarını belirlediğinde ve yöneticilerine güven duyduğunda kendi zamanını daha verimli kullanabilir. Yeni yatırımlara, müşteri ilişkilerine, finansal planlamaya ve işletmenin geleceğine odaklanabilir.

Ancak burada önemli bir ayrıntı vardır: Yetki vermek, denetimi tamamen bırakmak değildir. İyi bir sistemde yöneticiler karar alabilir, sonuçlar ölçülür ve gerekli kontroller düzenli olarak yapılır.

Başarılı işletmeler, her kararın tek bir kişinin masasından geçmesine ihtiyaç duymayan işletmelerdir. Çünkü sürdürülebilir başarı, kişilere bağlı bir düzen kurmaktan çok, doğru insanlarla sağlam bir sistem oluşturmaktan geçer.

Bir yönetici gider, peki kurduğu düzen kalır mı?

Bence işletmelerin üzerinde düşünmesi gereken en önemli sorulardan biri budur.

Bir yönetici görevdeyken işler yolunda gidiyor, çalışanlar görevlerini yerine getiriyor, müşteriler memnun oluyor ve işletme büyüyorsa, bu başarı ne ölçüde kişiye, ne ölçüde kurulan sisteme bağlıdır?

Eğer bütün bilgi tek bir yöneticinin zihnindeyse, müşteri ilişkileri yalnızca onun kişisel bağlantıları üzerinden yürüyorsa ve çalışanlar yalnızca onun talimatlarıyla hareket ediyorsa, o kişi ayrıldığında işletme ciddi bir boşluk yaşayabilir.

Buna karşılık görevler tanımlanmış, iş süreçleri kayıt altına alınmış, çalışanlar yetiştirilmiş ve yöneticiler arasında bilgi paylaşımı sağlanmışsa, bir kişinin ayrılması işletmenin bütün düzenini bozmaz.

Bu nedenle iyi yönetici yalnızca kendi döneminde başarılı sonuçlar elde eden kişi değildir. Kendisi olmadığında da işletmenin çalışmasını sağlayacak bir yapı kurabilen kişidir.

Gerçek yöneticilik, vazgeçilmez olmaya çalışmak değil, işletmeyi kendisine bağımlı olmaktan kurtarmaktır.

KOBİ’ler için yönetici seçimi neden önemlidir?

Büyük şirketlerin insan kaynakları birimleri, yönetim kademeleri ve kurumsal süreçleri bulunabilir. Ancak KOBİ’lerde yanlış bir yönetici seçiminin etkisi çok daha ağır hissedilebilir. Çünkü sınırlı sermaye, az sayıda çalışan ve dar bir müşteri çevresiyle faaliyet gösteren işletmelerde yapılan hataların telafi edilmesi daha zor olabilir.

Yanlış yönetilen bir şubede müşteri kaybı yaşanabilir. Çalışanlar işten ayrılabilir. Stoklar verimsiz kullanılabilir. Tahsilatlar aksayabilir. Gereksiz harcamalar artabilir. Bir süre sonra işletme sahibi, neden satışların düştüğünü veya maliyetlerin yükseldiğini anlamakta zorlanabilir.

Bazen sorun ürünlerde değil, pazarlamada değil, hatta piyasa koşullarında da olmayabilir. Sorun, bütün bu alanları birbirine bağlayan yönetim anlayışında olabilir.

Bu nedenle KOBİ sahipleri yönetici seçerken yalnızca tecrübeye, otoriter duruşa veya kendinden emin konuşmaya bakmamalıdır. Adayın sorun çözme becerisi, dürüstlüğü, insan ilişkileri, finansal farkındalığı ve sorumluluk anlayışı da değerlendirilmelidir.

Ayrıca yöneticilere hedefler verilmeli, performansları ölçülmeli ve işletmenin mali sonuçları düzenli olarak takip edilmelidir. Güven ile denetim birbirinin karşıtı değildir. Doğru kurulduğunda birbirini tamamlar.

Sonuç: Bir işletmenin en değerli yatırımlarından biri insandır

Yıllar önce bir restoranda garson olarak çalışırken gördüğüm olayların bana bugün düşündürdüğü şey, yöneticiliğin bir işletme için ne kadar önemli olduğudur.

O işletmenin neden küçüldüğünü veya şubelerini neden kapattığını kesin olarak bilmiyorum. Ancak o deneyim, işletmelerin başarısını değerlendirirken yalnızca sermayeye, şube sayısına ve görünürdeki büyüklüğe bakmamamız gerektiğini öğretti.

Bir işletmeyi büyütmek için sermaye gerekir. Ürün gerekir, müşteri gerekir, doğru finansman gerekir. Fakat bütün bu unsurları doğru şekilde bir araya getirecek insanlara ve yönetim anlayışına da ihtiyaç vardır.

İyi bir yönetici, işletmenin kazancını artırmaya çalışırken kaynaklarını korur; çalışanlarını yönetirken onların gelişimine katkı sağlar; bugünün sorunlarını çözerken yarının risklerini de düşünür.

KOBİ’lerimiz şunu unutmamalıdır: Yanlış bir yatırımın maliyeti bilançoda görülebilir. Yanlış bir yönetici seçiminin maliyeti ise bazen kaybedilen müşterilerde, dağılan ekiplerde, bozulan ticari ilişkilerde ve kapanan iş yerlerinde ortaya çıkar.

Bir işletmenin büyüklüğünü kaç şubesi olduğu değil, o şubeleri hangi anlayışla yönettiği belirler. Çünkü sermayeyi işletmeye koyan patron olabilir; ancak o sermayeyi koruyan, geliştiren ve geleceğe taşıyan en önemli güçlerden biri iyi yönetimdir.

KobiHayat olarak inanıyoruz ki güçlü KOBİ’ler kurmanın yolu yalnızca daha fazla sermaye bulmaktan değil, doğru insanlarla çalışmaktan, iyi yöneticiler yetiştirmekten ve sürdürülebilir bir yönetim kültürü oluşturmaktan geçer.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir